Truva Destanı

Truva Destanı
9 Şubat 2016 tarihinde eklendi, 1.219 kez okundu.

Truva Destanı, Truva‘yı Düş ve Gerçeklik olarak 2 kısma ayırabiliriz. Truva’nın düşü Homeros‘un İlyada destanını M.Ö 375 yılında derlemesiyle başlamıştır. İlyada’yı bir sonraki destan olan Odessa takip etmiştir.

Truva Destanı

Fakat yapılan kazılara göre, Truva savaşı M.Ö. 1250-1210 yılları arasında olmuştur. Eğer en yakın tarih olan M.Ö. 1210 yılını ele alırsanız Truva şehrinin yağmalanması veya Truva savaşının bittiğini ve Homeros‘un dönemini de hesaplarsanız 500 yıl geçtiğini görürsünüz. Bu 500 yıl içinde, bu hikaye,destan, efsane veya siz nasıl adlandırırsanız adlandırın, Homeros İlyadayı derleyene ve toparlayan kadar jenerasyondan jenerasyona konuşuldu. Homeros, İlyadayı yazmadı. Homeros, farklı söylentileri bir araya getirerek bir sözlü destan oluşturdu.

2004 yılında bilim adamları destanın tarihini geriye doğru incelediğinde, İlyada Destanı’ndan beri Truva ile bağlantılı veya Truva hakkında 34.000 kitap yazıldığını ve 1928 den 2004’e kadar 4 tane uluslararası sinema filmi olduğunu buldular. Bu rakamlar Truva’nın günümüze kadar ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. İlyada ve Odessa Avrupa Edebiyatının kuruluşu olarak kabul edilir veya birçok Avrupa Kültüründe bile Avrupa Edebiyatının kaynaklarını İlyada ve Odessa‘da görürsünüz.

Truva Destanı

Truva‘nın düşü, Priamos’un Truva Şehrini yönetmesi ve Priamos‘un ikinci eşi olan Hecabe‘nin gece rüyasında Truva şehrinin yandığını görmesiyle başlar. Hecabe hamileyken, rüyasında tüm Truva şehrinin yandığını gördü. Hecabe ertesi sabah uyandığında, kocası Priamos’a rüyasını anlattı ve daha sonra Priamos bir kahin çağırdı ve bu durumu doğacak olan çocuk, Truva kentinin sonunu getirecek şeklinde Kral ve Kraliçeye anlattı. Zaman geçmişti Paris isimli bir çocuk doğmuştu. Bir kaç ay çocuğa baktılar fakat daha sonra bebeği IDA dağına ölüme terketmek için bıraktılar.

Efsaneye göre, bir çoban bebeği buldu ve ismini Alexandros koydu. Bir gün Tanrıların habercisi olan Hermes göründü. Hermes elllerinde ‘ en güzele ‘ yazılı bir altın elma tutuyordu. Hermes ondan üç tanrıça arasından seçim yapmasını istedi ve altın elmayı ona verdi.

Hermes‘in bu açıklamasından sonra üç tanrıça olan Hera, Athena ve Afrodit ortaya çıktı. Üç tanrıçada çok güzeldi. Bu yüzden o karar vermekte zorlandı ve Hera bunu farketti;

HERA:

” Eğer beni seçersen sana söz veriyorum seni dünyanın en güçlü savaşçısı yapacağım ” dedi.

Sıra Athena ‘ya geldiğinde;

ATHENA:

” Eğer beni seçersen sana söz veriyorum seni dünyanın en akıllı insanı yapacağım ” dedi.

Son Tanrıça olan Afrodit yüzündeki bir gülümsemeyle bir adım yaklaştı ve ona;

AFRODİT:

” Bu iki tanrıçanın teklifi sana belki gelecek yaşantında kötülük getirir fakat ben sana söz veriyorum. Seni tüm hayatım boyunca mutlu yapacağım ve yaşamında dünyadaki en güzel kadın olacağım. ” dedi.

Bu üç Tanrıçanın üç sözünden sonra Paris, Afrodit’i seçmeye karar verir.

Bir gün Paris, Truva şehrine gitmeye karar verir ve Truva’ya varır ve orada her yıl düzenlenen festivallere katılır ve festivalde güreş müsabakalarına katılır. Paris, Hector ile güreşir ve Hector’u ve Hector’un diğer kardeşlerini yener. Bu arada Hector, Kral Priamos’un en büyük oğlu ve aynı zamanda Paris’in abisidir. Hector ve kardeşleri çok üzgünlerdi. Nasıl bir yabancı bizi yener diyerek Paris‘i öldürmek istiyorlardı. Öldürecekleri sırada Kral Priamos’un kızı Cassandra son araya girdi ve onlara Paris’in öldüğüne inandığımız kardeşimiz olduğunu söyler. Çünkü Cassandra, Paris’in sol omzundaki doğum lekesini fark etti. Cassandra’nın bu açıklamasından sonra, Hector ve kardeşleri Paris’i öldürmekten vazgeçtiler.

Truva prensi, Akhaların adası’na bugünkü Yunanistan‘a bir seyahat yapmaya karar verdi. Mykene şehrinin en güçlü kralı olan Agamemnon‘u ziyaret etmeye karar verir. Bu ziyaretten sonra, Sparta Şehrinin Kralı Agamemnon’un kardeşi olan Menelaus‘u ziyaret eder. Sparta’da, Sparta Kraliçesi olan Helen ile de buluşur ve Paris ilk görüşte ona aşık olur. Paris, Helen’i gördüğü zaman, Helen’in de ona karşı ilgi duyduğunu fark etti. Bu arada Menealus, akıllı Diomedes‘i ziyaret etmek için Pylos ‘a gider. Menelaus’un ziyareti sırasında Paris ve Helen, Sparta’dan kaçmaya karar verirler ve Ege Denizi’ne doğru yelken açarlar. Anadalu Bölgesi’nde yer alan Truva Şehrine varırlar. Kral Menelaus Sparta’ya geldiğinde, kraliçenin gittiğini fark eder ve deliye döner fakat o, Truvalılara karşı tek başına bir şey yapılamayacağını da biliyor ve Agamemnon‘dan yardım ister. Agamemnon, bütün kral ve kraliçeleri toplantı için çağırdı ve bunun kabul edilemez olduğuna karar verdiler. 3 yıllık hazırlıktan sonra, onlar Aulis limanında buluştular. Oradan siyah gemileriyle Truva savaşı için Ege Bölgesinde bulunan Truva bölgesine doğru yelken açtılar.

Truva savaşı 10 yıl sürmüştür. 9. yılın sonunda her iki tarafta birçok savaşçısını ve kahramanlarını kaybetti. Fakat Akhalar neredeyse savaşı bırakacakları ve evlerine dönecekleri sırada, Itaka Kralı olan Uluses, onlara tahta at fikrini anlattı. Bu fikre göre, Akhalar gemi enkazlarından bir tahta inşa ettiler ve Truva surlarına ve kapılarının önlerine bu tahta atı koydular.

Gemilerine atlayıp, sanki savaşı bırakmışlar gibi yapıp Ege Denizi’ne açıldılar ve daha sonra Tenedos Adasına vardıkları zaman adanın arkasına saklandılar. Truvalılar, düşmanın gittiğini ve devasa bir tahta atın bırakıldığını farkettiler. Sonra Truvalılar, Akhalardan olan Simon adında birisini buldular. Truvalılar, Simon’a ” Niçin sende insanların gibi şehrine gitmedin?” diye sordular sonra Simon bu atın Athena için ve Truva Tanriçasının korunması için bir hediye olduğunu söyler. Daha sonra Truvalılar bu tahta atı şehrin içine doğru itmeye başlarlar. Cassandra onlara yapmaması için uyarmıştır ancak onlar onu dinlememiştir. Truvalıların en bilgili adamı olan Lakun onları uyarmak istemiş ama son anda yılanlar tarafından ısırılarak uyarısını yapamaz. Yılanlar, Posidon tarafından gönderilmiştir çünkü Poseidon bu savaşta Akhalar’ın tarafındadır. Truvalılar, tahta atı şehrin içine aldılar ve o gece bir kutlama yaptılar ve yine o gece derin bir uykuya daldılar. Truvalılar, uykuya daldıkları zaman tahta atın içinde saklanan 13 savaşçı tahta attan dışarıya tırmandılar. Nöbetteki kişiyi çldürdüler ve ateş sinyalizasyonuyla Tenedos adasında gizlenen orduyu çağırdılar.

Gemiler, Truvanın sahiline ulaştığında savaşçılar mümkün olduğunca çabuk bir şekilde şehre doğru koştular. O gece bütün Truvalı adam ve çocukları öldürdüler. Bütün Truvalı kadınları ve kızları köle olarak kullandılar ve bu şekilde Truva tarihte son buldu.

Bu Truva hikayesinin kısa bir anlatımıydı. Aslında çok çok erken başlar ve günümüze kadar devam eder. İlyada‘da, Homeros, aslında Akilleus’un hayatının son 51 gününü bize anlatır.

Akilleus, Truva savaşı boyunca Akhalar’ın en büyük kahramanıydı. Annesi bir su perisi olan Tetis‘ti. Annesi Tetis, ona savaşa katılmaması için uyardı çünkü öleceğini ve aile kurma şansı asla bulamayacağını söyledi ama Akilleus annesini dinlemedi ve bu savaşın sonsuza dek hatırlanacağını söyledi. Savaş sırasında bir ok Akilleus‘un topuğuna gelir ve Akilleus ölür.

Birçok insan bunun nereden geldiğini bilmiyor fakat bu, Düş’ün etkisinin bugüne kadar ki en basit örneğidir. İlyada’nın ana konusu Akilleus ile Agamemnon arasındaki mücadeledir. Her ikisi de aynı taraftadır. Biri Kahraman, diğeri ise Kraldır. Fakat İkisininde birbirleriyle problemleri vardır ve Akilleus’un ölümüyle İlyada biter. Sonra Odessa başlar. Odessa’nın ana konusu, Uluses‘in evi olan Ithaka Adasına dönüşünü anlatır ve Uluses’in dönüşü 10 yıl sürmüş ve arkadaşlarının çoğunu kaybetmiştir.

Truva Destanı Video

No ratings yet.

Please rate this

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git